Kültür Sanat

Doğanın İçinden Sonsuza: Çığlığın Arkasındaki Yüz

0

Sanata ya da özellikle resim sanatına pek merakınız olmasanız bile, Norveçli ressam Edvard Munch’un “Çığlık” veya orijinal ismiyle “Skrik” adlı bu eserini daha önce görmüşsünüzdür. 100 yıl sonrasında bile ilgi çekmeye devam eden ve popüler bir imgeye dönüşmüş olan “Çığlık”, hemen dikkat çeker ve kompozisyonu nedeniyle biraz da insanı gergin hissettir.

Bir köprü üzerinde, yüzünde büyük bir korku ve dehşet ile başını ellerinin arasına almış bağıran bir insan vardır, Munch’un Çığlık’ında. Çığlığın şiddeti, resimden taşıp bize ulaşır ancak tabloya bakıldığında, bu çığlığı duyan yok gibidir. Bu yüzden “Çığlık” bize sadece korkuyu ve endişeyi değil, yalnızlığı ve anlaşılamamayı da anlatmaktadır.

Tabloda ilk dikkati çeken şey renklerin iç içe geçmişliği ve Van Gogh’un tarzını yansıtan bir üslup kullanılmış olmasıdır. Munch, tarzı ve fantezi dünyasıyla belki de Van Gogh’a en çok benzeyen ressamdır. Renk kullanımından yaşanılan psikolojik sorunlara kadar, iki ressam arasında önemli benzerlikler görülebilir.

Peki, Kimdir Edvard Munch?

Norveç kültürüne tarih ve şiir anlamında önemli katkıları olan güçlü ve köklü bir ailede dünyaya gelen Edvard Munch, 12 Aralık 1863 tarihinde Oslo’nun kuzeyindeki Löyten’de doğmuştur. 1868′de, annesinin veremden ölmesinden sonra, eğitimiyle, teyzesi ilgilenmeye devam etmiştir. 1876′da ise ablası Sophie’nin de vereme yakalanarak ölmesi, ressamı derinden sarsmış ve sanat yaşamını büyük oranda etkilemiştir. Bu yüzdendir ki, yıllar sonra hasta ve ölü resimlerine çok fazla yer verdiği görülmüştür.

Munch, Norveç sanatını Fransız empresyonizminin etkisinden kurtararak, öz benliğine kavuşturmayı başarmış bir ressamdır. Kullandığı renklerin kazınarak silinmiş gibidir olması ve bu yolla hasta bir ortam yaratmayı başarması ise yaşadığı sağlık sorunlarının önemli bir yansımadır. Munch daha sonraları daha ilkel ve karanlık yönlerin baskın olduğu sembolik bir dünyaya yönelmiş ve yalnızlığı, yaşama ve ölüm korkusunu, kıskançlığı, hırsı, acıları yani çarpıcı tüm duyguları eserleriyle yaşatmıştır.

İlerleyen yaşı ile geç dönemlerinde Munch, özellikle kendi iç dünyasına yönelmeye başlamış. Çarpıcı duygulardan ziyade kendi duygularını tanımaya çalışmış ve sonunda kendini şöyle ifade etmiştir:

“Verebileceğim tek şey tablolarımdır, onlar olmadan ben hiçim.”

Atmosfere Dağılan Kül ve Diğer Parçacıklar

Munch’un “Çığlık” eseri, sanat yorumcuları tarafından çok farklı şekillerde yorumlanabiliyor. Ancak genel kanıya göre ressam; çığlık atan birinin resmini değil, doğanın çığlığını duymamak için kulaklarını tıkayan birinin resmini yapmıştır. Fakat bu tablonun farklı bir boyutu daha vardır. Pek çok araştırmacıya göre de büyük bir afetin izlerini yansıtmaktadır. Yapıldığı koşullar ve zaman üzerinden bakıldığında bu tablo, o dönemde yaşanmış büyük bir felaketin tarihsel belgelerinden biri de olabilir.

2004 Şubat ayında, ünlü astronomi dergisi Sky&Telescope’de “Gökyüzü Kızıla Boyandığında: Çığlık’ın Arkasındaki Gerçek Hikaye” başlıklı bir makale yayınlandı. Makaleye göre tabloda yer alan kızıl gökyüzü, ressamın gördüğü bir sanrıdan kaynaklı değil; tamamen gerçek bir doğa olayı sonrasında gökyüzünün aldığı halden kaynaklanmıştı.

1883 yılında Endonezya’nın Krakatoa yanardağı patlamış, atmosfere dağılan küllerin ışığı soğurması nedeniyle yaklaşık 2 yıl boyunca Norveç dâhil tüm Avrupa’da, özellikle gün batımı zamanı gökyüzü, alışılagelmişin dışında renklere sahne olmuştu. Teksas Üniversitesi ekibine göre bu sahne, ressamın sonraki yıllarda yaptığı çalışmalarda da etkili olmaya devam etmiştir.

Aklınızı Yitirmenize Sebep Olacak Lanetli Ekmek Olayı!

Previous article

Saç Dökülmesini Önlemek İçin Yapılması Gereken 3 Şey

Next article

You may also like

Comments

Comments are closed.